Mevlana Celaleddin Rumi kimdir? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mevlana Celaleddin Rumi kimdir? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2013 Pazartesi

Mevlana Celaleddin Rumi

Merhaba,

Mevlana Celaleddin Rumi kim olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Çoğumuz Mevlana’yı Konya’yla özdeşleştiririz aslında 30 Eylül 1207 yılında bugünkü Afganistan topraklarında doğmuştur.

Ülkesinde Moğol isyanı başlayınca topraklarını terk etmek zorunda kalmışlardır,  Nişâbur, Şam, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri ve son durakları Karaman oluyor. Devir Selçuklu devri, Konya’da o zamanın başkenti hal böyle olunca şehir ilim irfan şehri, her yer sanat eserleri, bilim insanlarıyla dolu en parlak devir yaşanıyor…

Zamanın padişahı Alâeddin Keykubâd namını şanını duyduğu Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i yani Mevlana’nın babasını Konya’ya davet ediyor ve ailecek Konya’ya yerleşiyorlar. İşte serüvenler de böylece başlıyor…

Babası ölen Mevlana’yı babasının müridleri ve öğrencileri tek varis olarak görüyorlar. Haksız da değillerdi Mevlana’da zaman içerisinde büyük bir din ve ilim insanı olmuştu.
Zaman akıp geçti günümüze kalan birçok eser bıraktı 17 Aralık 1273 Pazar günü yaşamını yitirdi…

Bir de vasiyet bıraktı, işte o alıntı (Kaynak)

"Ben size; gizlice ve açıkça Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, günahlardan çekinmeyi, oruç tutmaya ve namaz kılmaya devam etmeyi, daima şehvetten kaçınmayı, halkın eziyet ve cefasına dayanmayı, avam ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak bulunmayı, kerem sahibi sâlih kişilerle beraber olmayı vasiyet ederim. Çünkü onların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır"

Bir diğer vasiyeti de oğlu Sultan Veled'e dir: "Bahaeddin; senin düşmanını sevmeni, düşmanının da seni sevmesini istersen, kırk gün onun hayrını ve iyiliğini söyle. O düşman senin dostun olur; Çünkü gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır. Allah’ın sevgisini de O'nun aziz isimleriyle elde etmek mümkündür. Cenâb-ı Hak buyurdu ki: ' Ey kullar, kalbinizde safa ( gönül temizliği) hâsıl olması için daima beni çok anmaktan geri durmayın.' Safa ne kadar olursa Allah’ın nurunun parlaklığı da kalpte o nispette fazla olur. Tıpkı ekmekçinin fırını gibidir. Tandır ne kadar sıcak olursa o kadar ekmek alır. Soğuk olunca ekmek almaz" 

Mevlana denilince Mevnevilikten bahsetmek olmaz elbette aşağıda ki yazı buradan alıntıdır.
Aşk ve cezbeye dayanan, musikî, sema’ ve şiir ile yoğrulmuş bir tasavvuf anlayışı sergileyen Mevlânâ, her ne kadar yaşadığı dönem içinde ortaya koymuş olduğu tasavvufî anlayışını ve yaşantısını, bir tarîkat tesisi maksadıyla yapmamışsa da, kendisinden sonra gelen halefleri tarafından tesis edilecek olan Mevlevîlik, Mevlânâ’nın ortaya koyduğu bu esaslar çerçevesinde yapılanmış, adâb ve erkânıyla bir tarîkat halini almıştır.
Mevlana’nın en önemli eseri şüphesiz ki Mesnevi’dir. Mesnevi’de akla gelebilecek hemen hemen her konuda bilgi verilmiştir. Ama özellikle Allah’a olan aşk dile getirilmiştir.


Mevlana Celaleddin Rumi

Akıllarda kalan en önemli beyitleri ise şöyledir;

"Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"

Bir diğer öğüt ise;
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.

Mevlevilik’te bir yandan Tanrı’ya yaraşır bir kul olmak için çile doldurulur, bir yandan müzik eşliğinde, dergâhın semahanesinde semazenler, kollarını açarak döne döne semaha durur.Mevlevi dervişleri, Mesnevi okuyarak, müzik eşliğinde sema törenleri yaparak, halvete çekilip çile doldurarak, gerçek benliklerini bulurlar. Bu törenler bir çeşit kendinde arınma işlevi görür. Bu törenleri izleyen yabancılar bile bir değişim içine girerler (Kaynak).


Mevlana Celaleddin Rumi
 Görsel buradan alınmıştır.

Semâ 7 bölümdür. Her bölümün ayrı bir manâsı vardır... Semâ'yi ilmî yönden tetkik ettiğimizde, şunu görürüz: Var olmanın temel şartı dönmektir. Varlıklar arasındaki müşterek benzerlik , en ufak zerreden en uzak yıldızlara kadar her birinin bünye-sini teşkil eden atomlarındaki elektron ve protonların dönmesidir.
Her şeyin döndüğü gibi, insanoğlu da bünyesini teşkil eden atomlardaki mevcut dönmelerle, vücudundaki kanın dönmesiyle, topraktan gelip toprağa dönmesiyle, dünya ile beraber dönmesiyle tabii ve şuursuz olarak döner.
Ancak insanı öbür varlıklardan farklı ve üstün kılan şey aklıdır. İşte, dönen SEMAZEN varlıkların müşterek hareketine, semâiyla beraber aklı da iştirak ettirir...

Semazenin üstündeki beyaz kıyafete ” Tennure” denir. Kefeni  simgeler. Başındaki sarık “Sikke” dir. Mezar taşını simgeler. Bunların hepsi  size ölümü anlatabilir. Ancak Semah  ölümü değil yaşamı, tekrar doğmayı  anlatır. Sûretlerden aleminden,  hâkikat alemine geçmeyi anlatır. Semah için meydana çıkan semazenlerin üzerinde siyah bir hırka olur. Hırkanın anlamı mezardır. Bunu çıkartıp başlarlar. Yani yeniden doğuş. Semazenlerin sağ eli göğe, sol eli yere bakar. Bunun anlamı sağ eli Hak ‘tan alır, yere dönük sol elle halka verir. Bu şekilde yeniden doğuş tamamlanmış olur. Tabi ilahi doğuş.



Biraz zaman ayırın ve TRT’nin aşağıdaki belgeselini mutlaka izleyin… 
Umarım bu yazı biraz daha olsun size Mevlana’yı anlatabilmiştir.

Sevgiler, Hazel.




Red Bow Tie