17 Nisan 2014 Perşembe

Acemidemirci | Sardunyalı Pencereler


Acemidemirci

“Evlerimizin gözleri: Sardunyalı pencereler” deneme dalında birincilik almış bir yazıdır.
SARDUNYALI PENCERELER 

Teknoloji o kadar hayatımızda ki, pencere denince bu sözcüğün yapacağı ilk çağrışım bilgisayarlarımız ve içeriği bile olabilir. Oysa bizim pencerelerimiz, açıldığında çocuk bağrışmaları, seyyar satıcı haykırışı, araba gürültüsünden oluşan bildik nağmeleri duyduğumuz seslerin içeriye dolduğu, dışarıya baktığımız gözleridir evlerimizin. Sıcak yaz esintilerinde tüllerin dışarı fora ettiği pencerelerdir.  Perdeleri kapalıyken dahi cılız da olsa ışığı sızdırarak hayatın orada da aktığını anlatan, taştan, ahşaptan; yeşile, maviye, beyaza boyalı; dantel perdeli; önleri sardunyalı pencereler elbette bizim pencerelerimiz.
Çeşit çeşittir pencereler. Eskiler daha yorucu çalışmalar sonucu yapılmış, yeniler daha az doğal malzemelidir. Taş döşeli, ahşap pervazlı, plastikten, mukavvadan pencereler vardır orda burada.
Doğraması beyaza boyalı ya da cilalı, çevresinde dizili duran taşların biçimlendirdiği; gökyüzüne, sokağa, durağa, bahçelere açılan kare, dikdörtgen hatta başka şekillerde duvar gedikleridir pencereler.
Perdelerin içeriyi görmeye izin vermediği pencereler de vardır; üst katlarda olmanın rahatlığıyla perdeleri hiç kapanmayanları da. 
Bir gece manzarasında şehri izlerken, karşılarda üst üste sıralanmış, yol boyunca ip gibi uzamış gitmiş ya da binaların tepelerinde o  binanın yüksekliğini hava araçlarına haber veren ışıklar görürsünüz. Her bir renk kendince bir dildir geceleyin  ışıdığında. O ışıyan renkler yol demektir; eğlence yeri demektir; ev demektir.
Yol boyunca dizilmiş ışıklar alenen turuncumsu sarıdır. Koca tabelalardaki kırmızı, lacivert, yeşil ışıklar, restoranların, eğlence ya da alışveriş yerlerinin ışıklarıdır. Üst üste yığılmış nispeten cılız ışıklar belli ki bloklarda yaşayanların hane ışıklarıdır ve çeşitli renklerde olabilir. Sarısı da, gün ışığı gibisi de, kırmızısı da olur hanelerden sızan renk hüzmelerinin. 
Dizilip giden yüksekli enginli sayısız bloğun hane ışıkları, karanlığın içinde yıldızlara öykünen cılız ışıklar olarak yanar söner. Lambaların ışıdığı pencerelerin her birinin arkasında apayrı öyküler barınır. Her bir ışık, yanan ocak, tüten bacadır. Evdir. Bir evde neler olmaz ki. Mutlu anlar, şen ve kalabalık akşam yemekleri, yalnız başına kurulan ve iştah körelten sofralar, bayram sabahları, bekleyişler, terk edilmişlikler, umutsuzluklar, akşam eve koltuğunun altında ekmeğiyle dönecek babalarını bekleyen aç ev halkı.O ışıkların altında ne konuşmalar yapılmaz, ne kahkahalar atılmaz, ne gözyaşları dökülmez kimselerin haberi olmadan için için. Evlerin pencereleri sadece ışır; ne gözyaşını akıtır, ne kahkahayı dışarıya söyler, ne açın halini toka belli eder.
Pencereler bir evin ziynetidir, takısıdır, süsüdür, bezemesidir. Gözüdür. Taş binalar olur, düzgünce kesilmiş taşlardan yapılmış mahir bir usta tarafından. Usta bir elle dosdoğru sıralanmış yontulmuş taşlar, eğrilikten uzak duvarlar oluşturmuştur. Evin kenar köşeleri boyunca biri daha kısa biri daha uzun, tüm evin taş renginden biraz daha farklı; ama kendileri aynı renkli taşların yassı olarak üst üste döşenmesiyle yapılan bezeme, evin güzelliğini daha perçinler. 
Kim bilir kimler bu nicenin pencerelerinden dışarıya bakmış, askerdeki oğlunu, nişanlısını beklemiş, postacı yolu gözlemiş, dışarıdaki hayatı oradan izlemiştir. Seneler içinde bu izleyen gözler kim bilir kaç kez farklı farklı kızların, gelinlerin, annelerin, ninelerin oldu. 
Taş yapıların pencerelerini zarif perdeler süsler. Çoğunlukla beyaz işle süslü patiska perdelerdir. Ucu dantelli patiska perdeler de olur buralarda, kenarına pembe, bordo güller işlenmiş kanaviçe nakışlı ve eteği dantelli perdeler de.
Taş yapıların ucu dantelli ya da beyaz işli bir perdesi olmayan pencereleri kendini noksan hisseder. Yarısını kaybetmiş gibi dururlar. O pencereler, o perdeler ile daha iyi görünürler; daha iç açan, içeri girmeye heveslendiren bir görüntü edinirler.
Kimileyin beyaz kireç boyalı toprak evler çıkar karşınıza. Ahşap, bol olarak kullanılmıştır içerde ve pencerelerde. Beyaz kireç evlerin kahverengi boyalı ya da cilalı yan yana, küçük dikdörtgenler halinde, yapıya sevimlilik katan, evin sürmesi gibi duran pencereleri ve ahşap görkemli bir kapısı olur. Bir de geniş tahta kapıların üstünden eksik olmayan pirinçten ya da demirden yapılmış kapı tokmağı. 
Bu evlerin perdeleri kesinlikle beyaz patiskadandır, ucundaki dantel olmazsa olmaz bu pencerelerin perdelerinin. İlle düz cam görüntüsü, çiçekli, güllü, asma yapraklı, üzüm motifli beyaz danteller ile hareketlenecek, süslenecek. 
Sade; ama kahverengi ahşap pencereler ile sürmelenmiş olan bu evlerin sıcaklığını, mimarisinin dokunaklılığını eteği dantelli beyaz patiska perdeler belirler. Safranbolu ve Muğla, bu tür görüntü şölenlerinin harmanıdır. Doyarsınız pencere ve perde uyumunun güzelliğine. Bazen başı beyaz tülbentli, yaşmaklı, yaşlı bir nine bu pencerelerinin bir kenarında görünür. Pencereden sessizce el sallar size kalın camlı gözlüğünün kapladığı yüzündeki ufak gülüşle. Pencereler gülümser bu yorgun ve içten gülümseyişle. 
Beyaz ve kahverengi cilalı doğramaların bir arada sade ve temiz bir güzellik sunduğu bu evlerin içinde mutsuz olunamayacağını düşünürsünüz. Buralarda sanki hiç kavgalar, dargınlıklar yaşanmaz gibi gelir nedense. Pencereler hep sessizce gülen, yaşanmışlık anıtı bir yaşlı tarafından gülümsenerek doldurulur diye geçirirsiniz içinizden. 
Ege’ye doğru beyaz evlerin pencerelerinin çivit mavisine boyandığını gördüğünüz olur. Nasıl olmasın, deniz kenarı evleridir onlar. İnsanların geçim kaynağı, beyaz köpüklü mavi deniz, evin dışında kalsa da evin dışı deniz renklerine boyanarak o dışlanmışlık içselleştirilir. 
Deniz, sahil insanının hayatıdır. Denizdeki mekanları olan sandalları ile balık tutup keyifle karadaki mekanları olan evlerine döndükleri hatta bazen dönemedikleri ekmek teknelerinin yatağıdır beyaz köpüklü mavi denizler. O sandalları ikinci evleri olanların, karadaki evleri de denizi andırır. Deniz gibi masmaviye boyalı pencereli, köpük gibi beyaz renkli evlerdir evleri.
Bazen zümrüt yeşili ya da kırmızıya boyandığı da olur sahil kasabalarında pencerelerin. O renklerde  bir başka yakışır beyaz kirece boyanmış evlere. Bu evlerin pencerelerini de beyaz patiskalı perdeler süsler. Pencerenin önünde de çoğunlukla güneşin kendini esirgemediği bu iklimin bereket çiçekleri olan sardunya saksıları dizilidir. 
İlle saksılarda yetişmez ya da yetiştirilmez bereket pembeleri, beyazları, kırmızıları olan sardunyalar. Zeytin tenekelerinde, yağ tenekelerinde de yetişir. Deniz rengine, zümrüt rengine, al renge boyalı pervazların önünde coşkunca açarak, beyaz fonlu duvarın da yardımıyla öyle neşeli görünürler ki.
Yan yana apartmanlarda yaşamak ne kadar iç içe yaşamak anlamındaysa, bloklarda yaşamak da o kadar üst üste yaşamak anlamındadır. İkisi arasındaki farklardan biri de apartmanlarda pencereler sıkı sıkı kapatılmış perdeler ile dışarıya sadece ışık sızdırabilirken geniş aralıklarla yapılmış bloklarda şehrin ışıklarını, yolun akışını kuşbakışı izlemek için perdeler alabildiğine açılır. Perdeler pencerenin devamı olarak yapılmıştır oralarda, kapatılmak için değil. 
Hollanda’da gece gezmelerimizde, hemen hepsi en fazla üç dört katlı eski yapılar olan dar ve yan yana bitişik evlerin pencerelerinin perdelerinin kapatılmadığını, pencerelerden ilk görülenin de doluca bir kütüphane olduğunu fark edince, hem kütüphaneli evlere sahip olmalarına hem de hiç bir şeyden çekinmeden rahatça perdeleri kapatmadan oturabilmelerine çok imrenmiştim. 
Bazı evler görürüm, kocaman bahçelidir, bir botanik parkına nazire edercesine bahçelerine çeşit çeşit ağaçlar dikilmiştir. Bahçelerinin kenarları yüksek duvarlarla kuşatılmıştır, evin tüm pencerelerinin perdeleri de sıkı sıkı kapatılmıştır. O kadar farklı renklerin, kokuların, güzelliklerin kaynağı bitkiyi barındıran bu bahçedeki ağaçları, ağaçlardaki hatta bazen iki tane olan kuş yuvalarını ve gökyüzünü görmedikten sonra öyle bir bahçeye ve öyle bir eve sahip olmanın nasıl bir anlam taşıdığını ve ne hissettirdiğini hiç anlayamamışımdır. İnsan gökyüzünü görebildiği kadar kendini özgür hisseder; içi açılır; ufka baktıkça gönlü genişler. 
Pencereler, kapalılıktan genişliğe, darlıktan bolluğa, duvarlardan duvarların ötesine, metrekarelerden sınırsızlığa, birkaç kişilik ev hayatından onlarca, yüzlerce, binlerce kişilik hayata, sadece bizim öykülerimizden başkalarının öykülerine açılan gediklerdir.
Hava boşluklarıdır, gün ışığının huzmesini bize, bizim cılız ışıklarımızı da tüm şehre sunan geçirgenlerdir pencereler. Kapalı olarak başka, açık olarak başka mesajlar verirler. 
Pencere önleri, sahibinin zevkinin aynasıdır. Orada açan çiçekler evin neşesinin dışa taşmasıdır; evin kahkahalarının sessizce ev dışında atılmasıdır. Evin güler yüzüdür, hoşgeldinidir pencere önü çiçekleri. 
Perdeler, o evin hanımının o evin hanımı olmak için didinmesini, bir gün bir evin hanımı olmayı beklediğini anlatmasıdır ince ince, renkli ya da beyaz iplerle. Evi için kaç geceler boyunca göz nuru döktüğünü gösteren en kısa sözdür, anlatımdır. Pencereler, dışarıya bizi, dışarıyı da bize anlatan, camın bu yanı ve öte yanıdır. 
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 2011 
acemidemirci@gmail.com

  *Bu yazı "Misafir Ol Gel Bana" isimli blog tanıtım köşem için 
acemidemirci bloğunun sahibesi sevgili Yasemin Hanım tarafından gönderilmiştir. Kendisine misafirim olduğu için teşekkür ediyorum :)


* Takibe almak için mutlaka tık tık.

12 yorum :

  1. Çok güzel bir yazı, bizi buluşturduğun için teşekkürler Hazel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende çok beğendim bloğunda daha neler neler var :)

      Sil
  2. Çok beğendim, pencereler, perdelerden yola çıkarak ne güzel, duygulu, hüzünlü bir yazı olmuş, özellikle son paragrafı çok sevdim
    eline, emeğine sağlık olsun. Sana da çok teşekkürler Hazel'ciğim.

    sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. anlatımı çok güzel değil mi ... hafta sonunu kendisine ayırdım o oldukça özgün bir blog öyküleri harika :)

      Sil
  3. Harika bir yazı, severek takip ettiğim önemli kalemlerden biridir Ayşe abla :)

    YanıtlaSil
  4. Çok güzel bir yazı olmuş :)
    Babamın dediği söz geldi aklıma okurken...
    Şehrin manzarasından bakarken, "her yanan ışığın ayrı derdi olur" demişti :)
    Çok teşekkür ederim böyle güzel bi yazıyı ve blogu tanıttığın için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babacığınızda süper söylemiş :) ne kadar haklı değil mi ?!
      Diğer öykü ve denemeleri de şahane geçenlerde okuduğum Ocak ayından "Beklenmeyen Konuk" yazısı var ağlamamak için zor tuttum kendimi hele ki yaşlı teyzenin kapı önüne bırakılmasının gerçek olduğunu öğrenince şok oldum ..

      Sil
    2. Bende dün ilkayı okudum çok güzeldi :)
      Artık sırayla hepsini okumak lazım :)
      Senin sayende blogu keşfettim çok teşekkür ederim :)

      Sil
  5. Hazel ne güzel yazmış gerçekten çok beğendim takibede aldım sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Diğer öykülerini de beğeneceğinize eminim hepsi birbirinden güzel ^.^

      Sil
    2. Hazel'e ve yorumlarımı okuduğum tüm arkadaşlarıma teşekkür ederken öykülerimde buluşmayı ve blogumdaki İzleyenler'de de görmeyi dilerim yorumcu arkadaşlarımı.

      Sil

Düşüncelerinize önem veriyor ve merak ediyorum.
Fikirlerinizi belirtmeden geçmeyin.
(Lütfen blog linkinizi yazıp gitmeyin)

Red Bow Tie